El Alim İsmi
Hakkıyla bilen.[779] her şeyi çok iyi bilen. [780]
İlmi sonsuz olan Allah (c.c.) noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah Tealâ'nın ilmi bütün malumata şamil ve her şeyi kuşatmıştır. Ve ilmi ezelidir. Hiçbir gizli şey Allah'a gizli kalmaz. İlminden hiçbir şey hali değildir.
Kıyamet saatinin bilgisini, gökleri ve yerdeki gaybleri sadece Yüce Allah bilir. Hz. Adem ve Muhammed (s.a.v.)'e isimleri O öğretmiştir. Allah risaleti kime vereceğini en iyi bilendir.
"İlm" Kur'ân'da türevleriyle birlikte en çok kullanılan bir kelime olup "bir şeyi tam ve kesin bilmek" anlamındadır ve diğer kelimelerle de terkib halinde kullanılmıştır.
Allah'ın "Alim" ismi 154 yerde zikredilmiş olup bunlar şu şekilde geçmektedir.
"O, muttakileri bilendir.", "O yaptıklarımızı bilendir.", "O, istediklerimizi bilendir.", "O, yaptıklarınızı bilendir.", "Allah yaptıklarınızı bilendir.", "Allah yaptıklarımızı bilir.", "Allah fasidleri bilir.", "Allah zalimleri bilir.", "Allah her şeyi bilir", "Allah göğüslerdekini bilir.", "O, işitendir, bilendir.", "O, hikmet sahibi bilendir.", "O, aziz ve bilendir.", "O'nun, ilmi her şeyi kuşatandır.", "Allah her şeyi bilir ve haberdardır.", "O, her şeyi bilen ve her şeye kadirdir.", "O, her türlü kapıları açan ve bilendir.", "O, her şeyi bilen ve hilm sahibidir.", "O, her türlü noksanlıklardan münezzeh; iyiliğin karşılığını veren ve bilendir."
Bir ayette de "alim", "rahim" sıfatı ile zikredilmiştir.
"Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır." [781]
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır." [782]
"Şüphesiz ki Allah herşeyi bilendir." [783]
O, alimdir, ilmi herşeyi kuşatıcıdır: Varlığı zorunlu olanları, imkansız olanları ve mümkün olanları, herşeyi ilmiyle kuşatmıştır. Kendisini, mukaddes ve muazzam sıfatlarını bilir. Bunlar, varlığı zorunlu olan vâcibâttır. Mümkün olmayan şeylerin imkansızlık durumlarını da, var olmuş olsalardı ortaya çıkacak durumları da bilir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:
"Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, yer ve gök (bunların nizamı) kesinlikle bozulurdu." [784]
"Allah çocuk edinmemiştir; O'nun yanında hiçbir tanrı da yoktur, olsaydı, her tanrı kendi yarattığı ile gider ve birbirinden üstün olmaya çalışırlardı." [785]
Bu ve benzeri anlattığı şeyler, O'nun bildiği ve gerçekleşmesi imkansız olan şeylerdir. Bu tür şeyler bir faraziye olarak gerçekleşmiş olsaydı ortaya çıkacak durumu da Allah haber verir. Allah ayrıca olması imkan dahilinde olan şeyleri de bilir. Bunların meydana gelmesi de, gelmemesi de caizdir. Meydana gelenleri vardır, bir hikmet gereği meydana gelmeyenleri vardır. O, alimdir. O'nun ilmi hem maddî âlimi, hem de ruhî âlemi kuşatmıştır. Hiçbir zaman ve mekan O'nun bilgisinin dışında değildir. Görüleni de görülmeyeni de, gizli olan şeyleri de açık olan şeyleri de bilir.
"Şüphesiz ki Allah herşeyi bilir." [786]
Allah'ın ilminin kapsamına ve en ince şeyleri bütün tafsilatıyla bildiğine dair deliller sayılamayacak kadar çoktur. Ne yerde, ne gökte zerre ağırlığınca bir şey O'ndan gizli kalmaz.
Zerreden daha küçük ve daha büyük olan da gizli kalmaz. O, gaflete düşmez ve "unutmaz. Bütün genişliğine ve çeşitliliğine rağmen insanların bilgisi Allah'ın bilgisine nisbetle bir hiç mesabesindedir. Allah'ın kudretine nisbetle kulların kudreti de böyledir. Bunlar hiçbir şekilde birbirine kıyas bile edilemez. İnsanlara bilmedikleri şeyleri öğreten de O'dur. Güçlerinin yetmediği şeylerde onları güç sahibi kılan da O'dur. Nitekim O’nun ilmi hem bütün cismanî âlemi hem rûhânî âlemi hem de onlardaki yaratıkların zatlarını, sıfatlarını, fiillerini ve bütün işlerini kuşatmıştır. O, olan şeyleri de sonsuz gelecekte vuku bulacak şeyleri de bilir. Ayrıca olmayan bir şeyin şayet olsaydı nasıl olacağını da bilir.
Mükelleflerin buluğ çağlarından itibaren her türlü hallerini, öldükten ve tekrar dirildikten sonraki durumlarını bilir. O'nun ilmi, hayır ve şer onların bütün amellerini, bu amellerin ahretteki karşılıklarını ve bunların ayrıntılarını kapsar. [787]
Hulasa Allah Teâlâ'nın ilmi gizli olan şeyleri de açık olan şeyleri de zorunlu olan şeyleri de imkansız ve mümkün olan şeyleri de ruhanî âlemi de cismânî âlemi de, geçmiş zamanı da şimdiki ve gelecek zamanı da kuşatır. Hiçbir şey O'na gizli kalmaz. [788]
Allahu teâlâ Alîm'dir. Her şeyi bilir. Olmuşları bildiği gibi, olacakları da, olmuşlar kadar açık bilir. Zamanın başladığı tarihten sonuna kadar olmuş, olacak her şey Allah'ın ilminde her lâhza hazırdır. Hiç bir hâdise Allah'ın ilminden bir lâhza dışarıda kalamaz. Hiç bir şey O'na karşı kendini gizliyemez. Mahlûkat O'nun yaratmasıyle var olduğu gibi, O'nun tâyin ettiği kadar yaşar, yer, içer. O'nun müsâade ettiği kadar bilir, ilerisini bilemez. Öteki sıfatları da böyledir. Meselâ, Allah'ın muktedir kıldığı kadar yapar, ilerisine gücü yetmez. O'nun irâde ettiği kadar görür, işitir, ilerisinden haberi olmaz, insanların her şeyi bir hudut içinde ve bîr ölçüye göre olduğu gibi, bilgileri de böyle. [789]
İnsanlardaki İlmin Kıymeti:
Bu varlık içinde insanın bildiği bir ise, bilmediği hadsiz ve hesapsızdır. Meselâ, arz küresi, insanın evi demektir. İnsan oturduğu evin muhteviyatını bile henüz tamâmiyle öğrenmiş değildir. Halbuki bu evin içinde, mahzenlerinde, ambarlarında, dolaplarında acaba daha neler var? diye asırlar boyunca durmadan, dinlenmeden araştırmalar yapagelmiştir. Yattığı yerin bir metre altında, altun hazînesini bilemediği için açlıktan ölen bir insan farzedelim. Yahut devasız derde düşmüş, ümitsizlik içinde ıztırap çekiyor. Kim bilir o bilinemeyen deva, belki de her gün çiğneyip geçtiği bir ottadır, işte bu haller, her şeyi öğrendim zanneden insanların hakîkaten acınacak taraflarıdır. Evet insanlar bir çok şeyler öğrenmiştir, fakat daha öğrenilecek o kadar esrar var ki, bilgi arttıkça bunların kesafeti de artıyor. Bir de şu var ki, insanlar bildikleri şeylerde tam ve mutlak bir biliş sahibi olamıyorlar; bütün bilgiler eşyanın ve hâdiselerin dışında kalıyor. İç yüzüne nüfuz etmeye sarfedilen gayretlerin sonu, acze varıp dayanıyor. İnsanların bilgi hususundaki aczleri, asıl istikbâle dönünce daha açık canlanır. Bir lâhza sonra ne olacak? Bunu görebilecek bir göz veya gözlük insana verilmiş değildir. Zaten bir insanın nihayet yüz senelik hayâtı, ezellerin, ebedlerin sonsuzluğu içinde nedir ki? Göz açıp yumacak kadar bir zaman değil mi? Bu kadar kısa bir ömür içinde neyi görecek, neyi bilecek? Eğer aczini görebilirse ne mutlu!
İnsanoğlu, bu günkü atom devrinde elindeki hikmet ve kimyanın ışığıyla denizlerin dibinde yüzmesine, havaların üstünde gezmesine rağmen, bilgisi de, kendisi de dar bir çember içinde bağlı bulunmaktadır. Meselâ, oturduğu arzın sathından merkezine doğru yüz kilometre inemediği gibi, aksi istikamette de başını alıp hudutsuz uzaklaşamaz. Halbuki arzın tabiî büyüklüğüne bakarak bu kadarcık mesafe, bir yumurta kabuğu kalınlığı demek olduğuna göre, mağrur insan, iki kabuk arasına sıkışmış kalmış bir vaziyetle olduğunu unutur veya idrak etmezde, her şeyi bilirim ve her şeyi yaparım zanneder. Zaman olur ki, insan bildiklerini unutur da bilmez hâle gelir. (Unutmak, ilmin âfetidir.) Bâzan da insan bildiği şeyde yanılır ve yanlış bilir. Hakkı bâtıl, bâtılı hak sanır. Hele bu ne kadar fecidir! [790]
Kula Gereken Şey:
İnsanda birtakım kemâller bulunduğuna şüphe yok, fakat bunların mahdut olduğunda da şüphe yoktur. Öyle ki; İnsanın yaşayışı mahdut, mevkii mahdut, bilgisi mahdut, iktidarı mahdut, her şey mahduttur. Kendisinde gördüğü bu mahdut kemâllerden nâmahdut kemâl sezmeli ve bütün nâ'mahdut kemâllerin hakîkî sahibi bulunan Allahu teâlâ'yı bilip rızasını gözlemeli. Ebedî sâadet, O'nun rızâsına ermektir. [791]
[779] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 183.
[780] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 77.
[781] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 183-184.
[782] En'am: 6/18
[783] Enfal: 8/75
[784] Enbiya: 21/22
[785] Mü'minûn: 23/91
[786] Enfal: 8/75
[787] el-Hakku'l-Vâdıhu'l-Mübîn, s. 37-38; Şerhu'l-Kasîdeti'n-Nuniyyye li'l-Heras, II/73; Tefsiru's-Sa'dî, V/621
[788] Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 86-88.
[789] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 77-78.
[790] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 78-79.
[791] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 79-80.