Azamet, [1005] celâlet ve ululuk sahibi. [1006]

"Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı çok yüce­dir." '[1007]

Bütün celâl sıfatlarıyla muttasıf olan Allah, nok­san sıfatlardan münezzehtir. O, azamet ve ikram sa­hibidir. Kudreti celil olan Allah ariflerin kalplerindedir.

Celil, uzun ömürlü olmak, büyüklük ve azamet sahibi anlamlarına gelen "celâl" mastarından gel­mekte olup, "şanı yüce izzet ve azamet sahibi" ma­nasına gelen bu kelimeden türemiştir. Allah, hiçbir kayıt ve kıyas söz konusu edilmeden mutlak azamet sahibi mertebesi en yüce olan zattır ve O,  emir ve nehye tek müstehak olandır. Yaratan (c.c.)'ün, ya­rattığı kimselere emretmesi en geçerli haktır. Ve da­ima ona itaat gereklidir. O'nun dışında büyük her şey küçüktür. Her yüce ve yüksek sayılan onun ya­nında bir hiçtir.

Lügatta, "Celâlullah" onun azameti demektir. Bundan dolayı bir şey olduğunda "senin büyüklü­ğünden dolayı yaptım" yani senin yüzünden yaptım demektir.

"Celle", "kadri kıymeti büyük, azameti şanı, yü­ce ve ulu olan" demektir. O, mertebesi yüce olandır.

Bundan dolayıdır ki "Celil" ismi şerifinin sadece Allah hakkında kullanıldığını görüyoruz.

Cenab-ı Hakk'ı bu isimle de çağırmak caizdir. [1008]

Evet, celâlet ve ululuk Allah'a mahsustur. O'nun zâtı da büyük, sıfatları da büyüktür, fakat bu büyüklük, cisimlerdeki gibi hacim i’tibâriyle veya yaşlılık i'tibâriyle değildir. Al­lah'ın varlığı büyüktür. Zamanlarla ölçülmez; mekânlara sığ­maz, bununla beraber her yerde, her noktada hâzır ve nazır. Allah'ın ilmi büyüktür. O'nun bilmediği, bilmeyeceği birşey yoktur. Nasıl olsun ki, her şeyi yaratan O'dur. Kudreti büyük­tür; her şeyi ve her zerreyi kudretiyle kuşatmıştır. Rahmet ve keremi büyüktür. Afv ve gufranı büyüktür. O, unutmayan Âlim, yorulmayan Kâdir'dir. Hazîneleri tükenmeyen Zengin, emir ve fermanı her yerde yürüyen Hükümdar'dır, ortağı olma­yan Mâlik, veziri bulunmayan Melik'tir. Soruyoruz:

“Hürmet ve ta'zîm kimlere karşı yapılır?”

“Büyüklere karşı.”

“Büyüklüğün alâmeti nedir, ne ile ölçülür?”

“İlim, kudret, bütün kâinatı kaplayan merhamet gibi sıfat­larla ölçülür. Bunlardan yalnız bir sıfatın bulunması bile kâfidir büyüklük için. Allahu teâlâ bildiğimiz, bilmediğimiz, bütün büyüklük sıfatlarının sahibidir. Mahlûkatta gördüğü­müz bütün büyüklük sıfatları da O'nun bir emânetidir. Diledi­ğine verir, dilediğinden alır. O halde sevilecek, emir ve ferma­nı her şeyin, her hatır ve nüfuzun, her arzu ve hevesin üstünde tutulacak tek varlık sahibi de ancak Allahu teâlâ'dır. [1009] 

Kula Yaraşan Şey: 

Böyle bir celâlet ve ululuk sahibine intisap şerefiyle bü­yük kazançlar elde edeceğini düşünerek emirlerini yerine getir­mek, büyük kayıplara uğrayacağını düşünerek de rızâsına muhalif şeylerden sakınmaktır. Meselâ, terfî ve tecziyemiz, ticâret hayâtımız ve kredimiz, emrinde bulunan bir şahsa karşı hislerimiz, muamelelerimiz nasıldır? Onun hoşlanmadığı bir işi yapabilir miyiz? Memnun kalmıyacağı bir sözü söyliyebilir miyiz? Yâhud onun sevmediği insanlarla dostluk samimiyeti içinde yaşıyabilir miyiz? İşte bu maddî bir temsildir. Bir insan muhakkak surette bilirse ki, her hayrın, her kemâlin sahibi ancak Allah'tır; her ümidin, her emelin tahakkuku ancak O'nun irâdesine bağlıdır; yaşaması, ölmesi, kazanması, kaybetmesi, velhâsıl her işi yalnız O'nun bir tek emri altında­dır; artık o insanın ruhu, fikri, kalbi, cismi tamamen O'nunla, O'nun sevgisiyle, O'nun korkusuyla dolmuş olur. Yalnız O'nu sever, yalnız O'ndan korkar. Gerçi O'ndan başka, O'nun sevdiklerini, O'nun yolunu göstermek üzere gönderdiklerini, O'nu sevenleri, O'nun sev dediklerini de sever, fakat bütün bu sevgiler onlar için değil, hep Allah için, Allah yolunda ve Al­lah rızâsı uğrundadır. Onun için, yine bütün sevgiler Allah'a râcîdir. [1010] 

 

[1005] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 225.

[1006] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 121.

[1007] Rahman: 55/78

[1008] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 225-226.

[1009] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 121-122.

[1010] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 122-123.