Şanlı, şerefli, [1257] kadr ü şânı büyük, kerem ve semahatı bol. [1258]

"Ey Allah'ım! Dilediğini yapan şan ve şeref sahi­bisin, kıyamet gününde senden emniyet istiyoruz."

"El-Macid", lügatta "kerem, şan, şeref ve ululuk anlamına gelir "Mecd" kökünden gelmekte olan bu kelime şanlı, şerefli, keremi bol, şanı yüce" demektir. Bu kelimenin Alim şeklinde kullanıldığı gibi Macîd manasında da kullanılması mümkündür.

Ebu Zerr (r.a)'den rivayet edilen bir kudsi hadis­te, Nebi (s.a.v.) Rabbinden şunları anlattı:

"Allah (c.c) şöyle der:

"Ey kullarım benim afiyet üzere bıraktıkla­rım müstesna hepiniz günahkârsınız. Bağışlanma dileyin ki sizi kudretimle bağışlayayım. Kim bağışla­maya kadir olduğumu biliyorsa bana istiğfarda bu­lunsun ki ben de onu bağışlayayım. Benim hidayete erdirdiklerim müstesna hepiniz helak oldunuz. Ben­den hidayet isteyin ki sizi hidayete erdireyim. Benim zenginleştirdiklerim müstesna hepiniz fakirlersiniz. Benden rızık isteyin ki sizi rızıklandırayım. Ey Kul­larım şayet sizin ilkleriniz, sonrakileriniz, tazeleriniz, canlılıklarını kaybetmişleriniz, dirileriniz, ölüleriniz kullarımdan takva sahibi bir kulun kalbi üzere top­lanmış olsalar, bu benim bir sineğin kanadı kadar mülkümde ziyade yapmaz. Yine bunlar kullarımdan bir asi, günahkâr, şaki kulun kalbinde içtima etseler bunlar da mülkümden, bir sineğin kanadı kadar bir şey eksiltmez. Şayet sizin ilkleriniz, sonrakileriniz, canlınız, cansızınız, dirileriniz, ölüleriniz toplansalar onlardan her biri bir istekte bulunsa onların bu is­tekleri tarafımdan bir şey eksiltmez. Şu misalde ol­duğu gibi: Şayet sizden biri denizin kenarına gitse sonra ona bir iğne daldırsa sonra da çıkarsa (bu de­nizden bir şey eksiltmez.) Bu da benim cömertliğim gibi (Macid oluşum gibi), lütufta bulunmak istedi­ğime bir söz yeterlidir. Bir şeyi murad ettiğim zaman ona hemen "ol" deyiveririm, o da olur."

Bu isim Kur'ân-ı Kerim'de geçmemektedir.  Fa­kat el-Mecid şeklinde mezkurdur. [1259]

Allahu teâlâ'nın kendisiyle aşinalığı olan kullarına kerem ve semâhati ifâdeye sığmaz, ölçüye gelmez. Meselâ, onları te­miz ahlâk sahibi olmağa, iyi işler yapmağa muvaffak kılar da, sonra da yaptıkları o güzel işleri, hâiz oldukları seçkin vasıf­ları anarak, onları över, sitayişlerinde bulunur. Kusurlarını affeder, kötülüklerini mahveder. Fakat bunları anarak onları utandırmaz. Mazeretlerini kabul eder, haklarını himaye ve müdâfaa lütfunda bulunur. Sıkışık zamanlarında bilinmeyen, akıl ve hayâle gelmiyen yollardan yardım eder, salâh ve saadet­lerinin sebeplerini hazırlar, her türlü müşküllerini hal ve tes­viye eder. Nihayet onlara karşı olan va'dlerini yerine getirir, ebedî saadetlere kavuşturur. [1260]

 Kula Gereken Şey:

Allahu teâlâ'nın bu lütuf ve keremini daima hatırlayarak O'nu candan sevmek ve bütün emirlerini baş tacı yapmaktır. Hattâ Allah'tan korkmak bile, O'nu sevmesinin kuvvetinden ileri gelmiş olması lâzımdır. [1261]

 

[1257] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 281.

[1258] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 176.

[1259] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 281-282.

[1260] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 177.

[1261] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 177.