Şanlı, şerefli, [1095] şanı büyük ve yüksek.[1096]

Noksan sıfatlardan münezzeh Mecid olan Allah, tam kamil, yüce, şanlı ve şerefli, lütuf ve keremi bol olandır.

Kullarına karşı bol lütuf ve keremiyle lütufkardır. "El-Mecid" şeref, azamet ve kadri yüce anlamla­rına gelir. "El-Macîd" ise sözlükte kerim ve azamet sahibi demektir

Mecid'in bir manası da zatı şerefli olan, fiilleri güzel olan, bağış ve atiyyesi bol olan, cömertlikte sı­nırsız davranan demektir. Bu isim Kur'ân-ı Kerim'de bir kere zikredilmiştir.

"Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin, üzeri­nizedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur." [1097]

el-Mecîd, şanı yüce ve büyük olandır. El-Mecd, sıfatların büyüklüğü ve genişliği demektir.[1098] O'nun bütün vasıflarının şanı büyüktür: O, Alimdir, ilminde mükemmeldir. Rahimdir, rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Kadirdir, hiç kimse O'na güç yetiremez. Halimdir, hilminde mükemmeldir. Hakimdir, hikmetinde mükemmeldir. Bütün sıfatlarında ve isimlerinde böyledir. [1099] Şanın ve şerefin zirvesine ulaşmıştır, bunların hiçbirisinde kusur ve eksiklik yoktur. [1100]

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizedir ey ev halkı! O, Övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir." [1101]

Allahu teâlâ, Azîmü'ş-Şân'dır. Göklerde ve yerde en yük­sek şan ancak O'nundur. O'na el ermez, güç yetmez. O, ordu­larla kuşatılmaz, kuvvetlerle mağlûb edilmez. Bununla bera­ber, kullarına kendilerinden daha yakın ve daha merhametlidir. Afv u İhsanı bol, rahmet ve inayeti hudutsuzdur. Ni'metleri sayılmaz, kerem ve âlâsı rakamlara sığmaz, ahlâkı kemâlât, ef âli serâpâ hikmettir. Okuyup durmakta olduğu­muz "Esmâ'ül-Hüsnâ" O'nun ne büyük şan sahibi olduğunu ve O'na intisâb ile rızâsını gözleyenlerin ne yüksek şeref kaza­nacaklarını gösterip durmuyor mu? O ne büyük Ma'bûd, ancak O'na tapanlar ne güzel kul! Onlar, hayâtın hiçbir lâhzasında ye'se kapılmayan, fânilere boyun eğmeyen bahtiyarlardır.

İsm-i Şerifin ma'nâsında iki mühim unsur vardır: Biri azamet ve kudretinden dolayı yaklaşılamaz, yanına varılamaz olmak, ikincisi de, yüksek huylarından, güzel işlerinden dola­yı öğülüp sevilmektir. Güzel ahlâkından dolayı gönüllerde yer tutmuş, fakat herhangi bir kuvvet karşısında zebun ve aciz kalan bir insana "Mecîd" denmediği gibi, haydutlukla geçi­nen, sarp dağlarda müstahkem mevkıa kapanmış şakilere de denmez.

Aramızda nisbî olarak bu iki ma'nânın kendisinde birleşti­ği zevat, ism-i şerîfîn hakîkî ma'nâsına delâlet eden nişaneler­dir. Onlardaki mahdut ma'nâya bakılır da bu ma'nâların ekmel bir surette birleşmiş bulunduğu Allah teâlâ'nın "El-Mecîd" ism-i şerifinde de eşsizliği sezilir. [1102] 

Kula Gereken Şey: 

Allahu teâlâ'nın azamet-i şânı düşünülerek O'na karşı gayet ciddî ve samimî bulunmak, ibâdetlerinde ve kâffe-i mua­melâtında hâlis muhlis Allah rızâsını gözetmek, yalandan, riyakârlıktan, iki yüzlülükten son derece uzaklaşmaktır. Gös­teriş olarak iş yapanların elleri boşa çıkar.

Söz temsili, on biner liralık, elli biner liralık banknotlara benziyen kâğıt desteleriyle çantasını şişiren bir adamın, pazar yerinde dolaşırken, bunları sahiden "sahihten" para sananların imrenmesinden başka eline birşey geçmez. Yankesicilerin, aç gözlülerin ağzının suyunu akıtan bu kâğıt tomarlariyle, o adam pazardan birşey alabilmek şöyle dursun, bir bardak su bi­le içemez, işte mürâîlerin, riyakârların işi de tıpkı buna ben­zer. Karşıdan görenleri imrendirir, amma hakîkatta o işler sahibine hiçbir fayda te'min etmez. [1103]

 

[1095] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 244.

[1096] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 137.

[1097] Hud: 11/73. Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 244.

[1098] Bu  ismin  anlamında iki önemli  unsur vardır:  Biri azamet ve kudretinden dolayı yaklaşılamaz, yanına varılamaz olmak, İkincisi de yüksek huylarından dolayı övülüp sevilmektir. (Çeviren.)

[1099] el-Hakku'l-Vâdıhu'l-Mübîn, s. 33; Şerhu'n-Nuniyye li'l-Heras, II/71.

[1100] Şerhu'n-Nuniyye, 11/71.

[1101] Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 82.

[1102] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 137-138.

[1103] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 138.