Her şeye gücü yeten, kudretli[1290]

"Takva sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarında güçlü ve yüce Allah'ın huzurunda hak meclisindedirler."[1291]

Noksanlıklardan münezzeh olan Allah (c.c), kudret sahibi, azametli, yüce kudretiyle mahlukâtına hakimdir. Herkes üzerinde etkisi vardır.

O, yaratılan mümkinatın tamamına gücü ye­tendir. El-Muktedir, kadir manasını ifade eder. An­cak daha çok mübalağa ve daha fazla tazim ifade eder.

"Kadr" lügatta ölçü demektir. O'na kadir, muk­tedir, kudret sahibi ve takdir eden denilir.

Bütün işler Allah'ın ölçüsüyle, onun takdiri üze­re kudretiyle cereyan eder. "Kadr" Allah'ın, kazadan takdir ettiği şey demektir. Bir şey uygun olduğu za­man ölçüsü üzere geldi manasında "Cae ala kaderin" denilir. "Kaddere’ş-şey'e", "bir şeyi takdir etti", demek­tir. Bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.):

"Hava bulutlu olup hilal görünmediği zaman onu takdir edin." [1292] buyurmuştur.

Muktedir, Kur'ân-ı Kerim'de Kamer sûresinde olmak iki kere geçmektedir.

"Lâkin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları güç ve kudretimize lâyık bir şekilde yakaladık." [1293]

Fahreddin Razi "azizun-muktedir" ayetindeki el-Aziz, yegane "galib" manasındadır. Fakat aziz bazen düşmanlarına karşı galib ve zafer kazanan anlamına da gelir. Ancak bunun kul hakkında kullanılması uy­gun değildir, demiştir. [1294]

Allah teala herşeye karşı mutlak ve ekmel surette kadirdir. Her şeye kadir olduğu içindir ki, dilediği şeyi yaratır ve isterse ondan dilediği kadar kuvvet ve kudret de yaratır. Allah’tan başka her şey haddizatında acizdir. Yani hariçten bir kuvvetin te’siri olmaksızın kendi kendine acizdir, sağırdır, kördür, topaldır, elinden hiçbir şey gelmez; ama Allah muktedir kılınca dağları yerinden oynatır. Allah dilerse zayıfları kavi, acizleri kaadir kılar. Yerdeki, gökteki bütün kuvvetleri ilim ve hikmetiyle dilediği gibi kullanır. Kâh olur ki, birbirine çarptırır. Çarpışan kuvvetlerden birini, ötekinin kahrı altına alır. Mesela birbirine düşman iki kuvvet, biri iyi fikirlerle, ıslah niyetiyle ortaya atılmıştır, öteki ise zalimdir, haksızlıkla halkı canından bezdirmiştir. Allahu teala hüsnü niyet sahiplerinin yardımcısı, zalimlerin düşmanıdır. Onun için evvelkilere kolaylık ihsan eder, tevfik verir, teşebbüsleri hiçbir engele rastlamaz. Buna mukabil karşı tarafın da gafletini artırır, zevk ve heveslerinin derinliklerine dalarlar. Öyleki, berikiler mühim noktaları sarıp kuvvet ve nüfuzlarını yerleştirinceye kadar haberleri olmaz. Sonra birdenbire uyanırlar, fakat iş işten geçmiş olur.

Hasılı yerde, gökte bütün kuvvetler O’nundur. İnsanlara iyilik, ferahlık veren rahmet orduları da, sıkıntı ve ızdırap veren azap orduları da O’nun emrindedir. Allah bir millete, bir aileye, bir şahsa yardım etmek isterse, neler, ne sebepler yaratır. Dünya hayretlere düşer. [1295]

 Kula Gereken Şey:

Kaadir, muktedir ancak Allah olduğuna ve Allah’ın yardımını kazananların asla yenilmeyeceğine can ve gönülden inanarak, bu yardımı kazanmaya çalışmaktır. Fakat Allah’ın yardımına eriştikçe azıp şımarmamalı, bilakis daha ziyade tevazü ile “Ya Rab bu senin lütf ve inayetindir. Şükürlerimizi kabul, kusurlarımızı afv buyur. Bu inayetini üzerimizden kesme!...” diye yalvarmalıdır.

Allah’ın yardımına nasıl erişilir? Bunun biri müsbet, biri menfi iki şartı vardır. Müsbet şartı Allah’a inanmak, emirlerini yerine getirmektir. Menfi şartı, her türlü zulümden, haksızlıktan çekinmektir. Çünkü muhakkak surette Allah, zalimleri doğru yola çıkarmaz. İnsanı Allah’ın yardımından mahrum eden en kuvvetli sebep zulümdür. [1296]

 

[1290] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 289.

[1291] Kamer: 54/54-55

[1292] Buhari, VI, s. 81

[1293] Kamer: 54/42

[1294] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 289-290.

[1295] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 184-185.

[1296] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 185.