El Müntekim İsmi
Suçluları cezalandıran,[1379] suçları, adaleti ile müstahik oldukları cezaya çarpan. [1380]
Noksan sıfatlardan münezzeh olan Cenab-ı Hakk'ın kudret ve azametinin ukubet (ceza) ile tecelli etmesinden korkuyor ve rahmetini umuyoruz. O'na korku ile ümit arasında duada bulunuyoruz. Bu sıfat Kur'an-ı Kerim'de şu şekilde ifade edilmektedir.
"Biz, çetin ve belâlı, bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız. İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir." [1381]
"Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız." [1382]
"Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar." [1383]
"Onların yalvardıkları bu varlıklar, Rablerine hangisi daha yakın olacak diye vesileler ararlar: O'nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, sakınılacak bir azaptır." [1384]
Allahu teâlâ'nın intikamı vardır. Hepimiz, fertler, cemiyetler bundan tir tir titremeliyiz; çünkü Allah'ın muâhazesi çok elemli ve pek şiddetlidir. [1385]
Allah'ın Sevmedikleri ve Bunların Akıbetleri:
Allahu teâlâ, buyruklarına isyan edenleri, yer yüzünde türlü fesat çıkaranları, çeşitli zulümlerle Allah'ın kullarını canından bıktıranları, kâfirleri, müşrikleri, kötü huyluları sevmez. Fakat âdeti öyledir ki, sevmediği bu herifleri hemen kahredivermez. Bir zaman mühlet verir, verir amma bu mühletin arkası o kadar müthiş ve o kadar korkunçtur ki, bunun en hafif temsili: Böyle çeşitli günahlar içinde kulaç atarak tevbe ve istiğfar ile Allah'ın afv ve keremine dönmeyi akıllarına bile getirmeyen gafiller, biraz ilerde şiddetle çarparak param parça olacakları duvarı görmeden, dolu dizgin at koşturanlara benzer. Halbuki dünyâda bu ve benzerleri tüyler ürpertici facialar, âhiretteki intikâm-ı İlâhî’nin pek küçük birer örneğidir. Çünkü dünyâdaki facialar ölümle biter, Cehennem azabı ise sonsuz bir şekilde tekrarlanır durur. Bu azaba âit bir iki hadîs-i şerîf:
Cehennem'in ateşi tasvir ediliyor: "Dünyânın bir başında bulunması farzolunan bir kıvılcımın hararetini, öbür başındaki insan duyacak"[1386]
Cehennemde Yemek:
"Dünyâya bir damlası düşse, bütün insanların yiyeceğini, içeceğini bozmağa kâfi gelecek derecede acı olan bir şeyi, her gün yiyenin hâli nasıl?"[1387]
Cehennemde İşkence Âyetleri
"Bütün insanların ve cinlerin birleşerek kaldırmağa gücü yetmiyecek ve bir dağa vurulsa o anda toz hâline getirecek derecede ağırlığı bulunan demir kırbaçlar.."[1388]
Cehennem Azabının Müddetine Akıl Erdirilmez:
"Veyl, Cehennemde bir deredir ki, kâfir oraya düşer de, kırk sene sonra dibine erişmez."[1389]
İnsanoğlu dünya güneşinin yakıcı hararetine, bir polis kamçısına, bir karınca ısırmasına tahammül edemezken, onun Cehennem ateşinin hararetine, zebanilerin kamçısına, ateşten yaratılmış ve etrafında kaynaşan yılan ve akreplerin ızdırabına tahammül etmek zorunda bırakılması ve sonra, hele bu azabın sonsuzluğu ne müthiş bir ızdıraptır. İnsanca yaşamak için Allahu teâlâ sınırlar çizmiş, ortaya kanun koymuştur. Allah'ın bildirdiği sınırlardan dışarı çıkmak ve Allah'ın kanununa göre değil, nefsânî arzularına göre yaşamak isteyen hevâ düşkünlerini Allah mahv ve helak edeceği zaman, çok defa öyle istidrac verir ki, her istediği zahmetsizce meydana geliverir. O da şımardıkça şımarır, yükseklerden uçmağa başlar, nihayet bir gün ansızın belâsını bulur. Zîrâ yüksekten uçanın düşüşü çok vahimdir.
Zulme, küfre kayan cemiyetler de böyledir. Fir'avun, Âd ve Semûd kavimleri gibi, vaktiyle dünyâda yaşamış şevketli ve kuvvetli milletler, ellerindeki kuvvete güvenip Allah'ın âyetlerini inkâr ederek hiçe saymışlardı. Sonunda her biri bir türlü felâketle bu âlemden yok oldu gitti. Ellerindeki kuvvet kendilerini kurtaramadı. Onları saran şiddetli felâketlerin, küfür ve inkâr yollarında, onların izince gidenlerin hepsinin başına geleceğini Kur'ân birçok âyetlerinde haber vermiştir. Hele Allah'a inanmış ve O'nun buyruklarına göre yaşamakta bulunmuşken azıp da, yoldan çıkan bir milleti, Allahu teâlâ dinsiz, imansız ve merhametsiz kâfirlerle terbiye eder, onları başlarına musallat kılar. Bu ne korkunç bir felâkettir. Salih ellerde ıslâhı kabul etmiyen milletleri bekliyen akıbet budur. [1390]
Kula Gereken Şey:
İman ve temiz ahlâk kazanmalı. Çünkü bunlar hayır ve refah kaynaklarıdır. Bu kaynakları çok titizlikle muhafaza etmeli, kurutup köreltmemeli, çünkü o zaman hayr ve refah kesilir, onun yerine darlık ve ızdırap gelir. Bilinmelidir ki, gerek tek bir şahıs olsun gerek bir ev halkı, gerek bir şehir ahalisi, gerek bir millet olsun, Allahu teâlâ kendilerine verdiği rahat ve refahı, huzur ve afiyeti değiştirmez, onlar iyi gidişlerini değiştirmedikçe, iyi hallerini, kötü huylara çevirenlerin şeref ve ni'metleri zâil olur. [1391]
[1379] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 313.
[1380] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 205.
[1381] İnsan: 76/10-11
[1382] Dûhan: 44/16
[1383] Nûr: 24/37
[1384] İsra: 17/57 Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 313-314.
[1385] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 205.
[1386] Hâdîs-i şerif meali. Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 205-206.
[1387] Hâdîs-i şerif meali. Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 206.
[1388] Hâdîs-i şerif meali. Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 206.
[1389] Hâdîs-i şerif meali.
[1390] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 207-208.
[1391] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 208.