El Muteali İsmi
İzzet ve şeref bakımından en yüce,[1338] yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce. [1339]
"(O), gizliyi ve aşikâreyi bilendir, büyüktür, yücedir." [1340]
Yüce, derecesi yüksek, şan, şeref, kudret ve kuvvet sahibi manasına gelen "ulüvv" ve "alâ" mastarından gelen bu isim Cenab-ı Hakk'ın Esmâ-i Hüsnâ'sındandır.
Cenab-ı Hak son derece yüce, varlığı zorunlu şan ve şeref sahibi, derecesi yüksek arşın sahibidir.
El-Müteali'nin bir manasının da "büyüklük ve azameti yüksek, idrak edilen şeylerden şanı yüce, kemal sahibidir, olduğu söylenmiştir. Allah'ın isimlerinden "Mecid, Âli, Azim, Kebir ve Müteali" birbirini takip eden isimlere kullanılmıştır.
Mesela:
"O, şanı yüce", "azametinde şeref sahibi", "her konuda yüce", "her şeyde ulu."
Resulullah (s.a.v.):
"Hilekarlık yapan, Kebir ve Yüce Allah'ı unutan kul ne kadar kötüdür" buyurdu.
Allah'ın el-Müteali ismi Kitab-ı Azim'de bir kere zikredilmiştir.
"(Allah) hazırı da gaybı da bilendir, büyüktür, yücedir." [1341]
Meselâ zengin bir adam hakkında:
"Bu adamın yarın fakir düşmek ihtimâli vardır." denilebilir ve o adam, zenginken fakir olur. Şunun bunun yardımına muhtaç bir vaziyete gelebilir. Fakat Allahu teâlâ hakkında böyle bir ihtimâl düşünülmesi mümkün değildir. Allah öyle bir Allah'tır ki, isteyenler çoğaldıkça İhsanı artar, irâdesine, hikmetine göre verir. Vermekle hazîneleri tükenmeyen biricik ganî ve müteâlî O'dur. Vücûdunun bütün âzası tam ve sağlam, gayet kuvvetli bir şahsın, günün birinde kör, topal olarak, kolsuz, bacaksız bir hâle gelip de yerlerde sürünmesi mümkündür. Bunun gibi bir millet de, ne kadar zengin ve bilgili, ne kadar kuvvet ve satvetli olursa olsun, ondan daha üstün bir millet bulunmak veya belirmek ve o milletin tepesine çullanarak memleketlerini harap, hazînelerini yağma, kendilerini esir, şeref ve haysiyetlerini ayaklar altına alma ihtimali olabilir. Bu gibi haller, yaratılmışlar için dâima mümkün ve fiilen vâki' olagelen hâdiselerdir. Allahu teâlâ böyle arızalardan münezzeh ve müteâlîdir. Öyle ki, bütün kuvvetler, bütün hileler, bütün ordular birleşse, Allahu teâlâ'ya el uzatamazlar, memleketinden bir zerre koparamazlar, izin ve müsâadesi olmadan hazinelerinden bir şeyi cebren alamazlar. [1342]
Allahu Teâlâ'ya İftira Eden Milletlerin Temsili:
Dünyâ nurunda yaşayan insanlar içinde, Allah'ın varlığını inkâr eden ve zâten şahsından ve zevkinden başka bir şey kabul etmiyen güruh varsa da, dinli bir millet olduğunu iddia edip dururken, Allahu teâlâ'yı şânına lâyık olmayan şeylerle vasıflandıran ve bu bozuk akidelerin dürüstlüğüne inananlar daha çoktur. Meselâ, Allah'ın -günün serinliklerinde- (adn) bahçelerinde dolaştığını, bulutlara inip gezdiğini, evlât ve ıyâl sahibi olduğunu, bâzı mahlûkatı ve hele insanları yarattığına pişman olduğunu söyleyen ve daha buna benzer ülûhiyet sânına yaraşmayan hezeyanlarla dinlerini eğlenceye ve oyuncağa çeviren zâlimlerin bu gibi saçma sapan lâkırdılarından O, münezzeh ve müteâlîdir. Bu iftiralar Allah'a ulaşmaz, kendi iflâslarından ve harâbiyetlerinden başka bir netice vermez. Bu türlü edep ve bilgi dışı hezeyanlar, derin bir kuyunun dibine düşüp de oradan kuyunun ağzına doğru mütemadiyen çirkef atıp duran ahmağın hâline benzer; attığı şeylerden bir zerresi kuyunun ağzına varmaz; yan yoldan gerisin geriye yine kendi üstüne düşer ve bu halden kurtulamazsa, çirkef içinde boğulur gider, işte bunların akıbetleri budur. [1343]
Kula Yaraşan Şey:
(Âmentü billahi) diyen bir kul, Allahu teâlâ hakkındaki îmânını sahih’ ve dürüst bir hale getirmelidir. Bu da Allah'ın Kur'ân'da ve hadîste gelmiş olan isimlerini ve sıfatlarını öğrenmekle olur. Aklı olan ve kendini kayıran her insan, ne bahâsına olursa olsun bunu elde etmeye çalışır, çünkü dünyâda, âhirette geçer akçe ancak budur, ötekileri kalptır. Dürüst bîr îmân sahibi, âyân hâlis altun kazanmış gibidir. Kazandığı şey dünyânın her tarafında yürür, kendisi de rahat eder. Bozuk i'tikât taşıyan da, alan zanniyle kızıl bir bakır almış gibidir. Hiçbir yerde geçmez, kendisi de rezil ve rüsvây olur. [1344]
[1338] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 304.
[1339] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 200.
[1340] Ra'd: 13/9
[1341] Ra'd: 13/9. Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 304.
[1342] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 201.
[1343] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 201-202.
[1344] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 202.