Karşılıksız olarak nimetlerini bol bol veren,[745] çeşit çeşit ni'metleri dâima bağışlayıp duran. [746]

"Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet ba­ğışla. Lütfü en bol olan sensin." [747]

"Vehhab" bağış anlamına gelen "hibe"den türe­miş olup çok çok bağış ve atiyyede bulunan demek­tir. Allah'ül-Vehhab: Bağışı bol yani hibe ve atiyyeleri bol olan Allah demektir.

Hibe ise, herhangi bir bedel ve menfaat olmak­sızın karşılıksız bağışlamak manasına gelmektedir. Eğer bu hibe çok olursa hibe sahibi "Vehhab" diye isimlendirilir. Bu da Ancak Allah Tealâ hakkında ger­çek bir hakikattir. İşte bundan dolayıdır ki yeni çocuk sahibi "bağışlayana şükrettim" der. Böyle bir kim­se için göz aydınlığı verme manasında "bağışlanan hakkında hayırlı olsun" denilir. Ve yine dua edilir­ken: "Ey Allah'ım günahlarımı bağışla, Allah'tan gü­nahlarımı bağışlamasını niyaz diyorum" denilirken "heb" ve "istevhebe" fiilleri kullanılır. Yani estağfir manasındadır.

Gerçek şu ki Allah'ın dışında karşılıksız bir şeyi veren hiçbir mülk sahibi yoktur.

Vehhab kelimesi Kitab-ı Kerim'de üç defa zikre­dilmiştir. Bunlar;

1. "(Onlar şöyle yakarırlar) Rabbimiz! Bizi doğ­ru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bi­ze tarafından rahmet bağışla. Lütfü en bol olan sen­sin." [748]

2. "Yoksa aziz ve lütufkâr olan Rabbinin rah­met hazineleri onların yanında mıdır!" [749]

3. "Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, ben­den sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hüküm­ranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunan­sın, dedi." [750]

İsm-î şerîf he'nin kesriyle hibe'dendir. Hibe, herhangi bir karşılık ve menfaat gözetmeden birine bir malı bağışlamak ma'nâsınadır. İsm-i şerîf bu ma'nâ'nın çokluğunu ifâde eder. Bu da her zaman, her yerde ve her şeyi verebilmek kudretidir. Meselâ:

Muhtaca mal, hastaya şifâ, câhile bilgi, kısıra çocuk, sıkılmışa kurtuluş... bağışlamak gibi.. Sonra en ufak, en ehemmiyetsiz hacetten, en büyük ve mühim hacetlere kadar hudutsuz, kayıtsız ve şartsız hakikî bağışlayıcı ancak Allahu teâlâ'dır. Çünkü her şeyi Allah yarattığından ve Allah verme­dikçe hiç kimse bir zerreye sahip olamıyacağından, hakikî olarak her şeyin sahibi de Allah'tır; bağışlayanı da Allah'tır. Allahu teâlâ, insanlar arasında bağışlayıcı bir sınıf yaratmış­tır. Bunlar, Allah'ın bağışlayıcılık sıfatını gösteren nişanedir. Bir insan bir veya birkaç insana birşeyler bağışlayabilir, bununla umûmun sevgisini üzerine toplar, işte bunu düşüne­rek El-Vehhâb ism-i şerîfîndeki büyüklüğe ermeli, ermeli de asıl sevginin ve minnettarlığın, mahlûkâtına namütenahi ni'metler bağışlayıp duran Allahu teâlâya aidiyetini kabul et­meli. Bu kabil insanları, bağışlayıcılık sıfatında kat'iyyen Allah'a ortak tutmamalı. Allah, her sıfatında olduğu gibi bu sıfatında da tektir, insanlar bağışladıkları malların muvakkat, ve iğreti olarak sahibi olsalar da yaratıcısı değildirler. O mal­ları onlara Allah bağışladığı gibi, verene verme muhabbetini, alana faydalanma kudretini bağışlayan da O'dur. [751]

 Kullara Gereken:

 Allah ile kulu arasındaki muameleyi, uşakla efendi arasın­daki muameleye benzetmemeli. Uşak efendisinin hizmetinde çalışır, emirlerini yerine getirmek için yorulur. Fakat bu çalı­şıp yorulmalar, efendinin şahsını sevdiğinden değil, ondan alacağı ücret içindir. Efendi de uşağı ile iyi geçinmek ister, ona ihsanda bulunur. Bâzı kusurlarına göz yumar, lâkin kat­landığı bu fedakârlık, uşağın şahsı için değil, onun hizmetine olan ihtiyacından dolayıdır, işte yaradılmışlar arasındaki bü­tün muameleler hep bunun gibidir. Birbirlerine hizmetleri, fedakârlıkları karşılıklı bir ihtiyacın mahsûlüdür. Allahu teâlâ'nın ise bir ismi de El-Ganî'dir. Yani O, hiçbir şeye muh­taç olmadığı için, O'nun bahşişleri hep lûtfunun, kereminin rahmet ve re'fetinin ifadesidir. [752]

 

[745] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 176.

[746] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 72.

[747] Al-i İmrân: 3/8

[748] Al-i  İmran, 3/8

[749] Sa'd, 38/9

[750] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 176-178.

[751] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 72-73.

[752] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 73-74.