Çok çok sabırlı[1592]

Allah (c.c.), mühlet veren, bekleyen, acele etme­yen itidali muhafaza eden, zamanı gelmeden fiilinde acele etmeyen, bütün işleri takdir edilen belli zaman­da yapan geciktirmeyendir.

Es-Sabur, çoğunlukla hilm sıfatında olduğu gi­bi cezalandırma kudretine sahip olduğu halde, suç­luların cezasını hemen vermeyip, cezayı tehir eden anlamında kullanılmıştır.

Bazen de mahlukâtın hepsine sabır ilham eden manasında kullanılmıştır.

Sözlükte ise nefsi acele etmekten alıkoymak de­mektir. Allah (c.c):

"Sabah akşam Rablerine, Onun rızasını dile­yerek dua edenlerle birlikte candan sebat et." [1593] buyurmaktadır.

Ayette geçen "vesbır nefseke" nefsini hapset manasındadır.

"İşte bunda, ahiret azabından korkanlar için elbette bir ibret vardır. O gün, bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün (bütün mah­lukâtın) hazır bulunduğu bir gündür." [1594]

"Biz onu (kıyamet günü) sadece sayılı bir müd­dete kadar bekletiriz." [1595]

Allahu teâlâ Sabûr'dur. Âsilerden öc almakta istical et­mez, kendilerine mühlet verir. Kullarının binbir çeşit edep ve saygı dışı hallerini görüp dururken ve onları bir lâhzada yok edivermeye kudreti varken, bunu yapmıyor. Münkirler O'nun hakkında yoktur diye bar bar bağırırken, müşrikler kendine if­tira edip dururken, yine naz ve ni'met içinde yaşamaktadırlar. Onların tahsisatını hemen kesmiyor, sıhhat ve afiyet veriyor. Çünkü O, her şeye bir müddet tâyin etmiştir. Her şey muayyen olan seyrini tamamlayacaktır. Vaktinden evvel isti'câl etmez. Vakti gelince de bir lâhza geri bırakmaz. Allah'ın verdiği bu mühlet de şüphesiz büyük bîr rahmettir. Şayet bu mühlet içinde tevbeye gelirlerse tevbelerini kabul eder, suçlarını bağış­lar.[1596].

Bu İsm-i Şerîfîn Halim Îsm-i Şerîfiyle Ma'nâca Farkı: 

Her iki ism-i şerîf ma'nâca birbirine yakındır. Yalnız bu ism-i şerîf, âsiler tevbeye muvaffak olamadan dâr-ı cezaya gö­çerlerse, kendilerine intikamın orada icra edileceğini bildirir. Halîm ism-i şerifi ise, daha ziyâde afv ve mağfireti bildirir. Fark budur. [1597] 

Sabırlı Adamlar, Faziletli İnsanlardır: 

Yukarılarda bir iki defa tekrar ettiğimiz bir hakikati son olarak bir daha söyleyelim:

İslâm ahlâkında sabır, şükür, te­vekkül, tefviz, rızâ ve teslim gibi îmânın bütünlüğünü ve in­sanlığın en yüksek mevkiini bildiren ve yüce ma'nâlar taşıyan kelimelerden hakikî ma'nânın tamâmiyle zıddı bir ma'nâ anlı­yorlar ve meselâ, sabırlı bir adam denince miskinlik içinde ya­şamağa, hor ve hakîr kalmağa, dövülüp sövülmeğe katlanan bir şahıs anlıyorlar, halbuki bu sabır değil (tezellül)dür. Tezellül ise haramdır, yâni bir mü'min için kendini Allah'tan başkasına karşı alçaltması helâl değildir.

Sabır, Allahu teâlâ'nın huylarından biridir. Onun için sa­bırlı adamlar, faziletli insanlardır. Cehalete, zulme, buhle sabredilmez, haksızlığa sabredilmez, bunlara karşı durulur ve yoluyla izâlesine çalışılır. Sabırlı bir adam demek, dinin ve aklın kabul edip de nefsin hoşlanmadığı veya nefsin arzulayıp istediği halde dinin ve aklın beğenmeyip reddettiği hususlarda, daima dinin ve aklın muktezâsına uyarak, nefsin dizginini ona göre kullanan zat demektir. Sabır büyük makamlardan bir makamdır. En müşkül işler, sabırla başarılır. En çetin ve dola­şık mes'eleler sabırla çözülür.

Dünyânın rahat ve refahı sabırlı elde edilir. İnsan önce kendisine ağır gelen sa'y ve gayreti göstermez, uzun zamanlar büyüklere hizmet etmek zahmetine katlanmazsa, geçim için bir hüner ve ma'rifet sahibi olamaz ve sonraki hayatında rahat edemez. Âhiretin ebedî saadeti de sabırla kazanılır. "Cennet, gönlün istemediği şeylerle çevrilmiştir."[1598] İnsan onlara uğramadan Cennet'e geçemez. Bütün fazi­letler sabırla bulunur. Fazilet ve kemâl hiçbir vakit kolayca ve meşakkatsiz ele geçmez. Yol üzerinde para bulunur ama, ilim, ahlâk, fazilet bulunmaz. Gayretli insanlar bu uğurda nice zah­metlere uğrarlar. Gayret ve zahmetleri nisbetinde ahlâk ve fa­zilet sahibi olurlar[1599]. 

Kula Gereken Şey: 

Haksızlığı, Hak'ka tecavüzü âdet edinenler bilmelidir ki, Allahu teâlâ zâlimlerden intikamını alır. Allah'ın yakalaması çok şiddetlidir, O'nu hiçbir kuvvet önleyemez. Allah'a isyan edip dururken O'nun müsâadesine ve imhalîne mâruz kalanlar, kat'iyyen buna aldanmamalıdır. Günün birinde hatır ve hayâle gelmeyen azap kendilerini sarıverir. Her halde Allah'a dön­mekte, O'nun afv ü mağfiretine sığınmakta isti'câl etmek ge­rekir.

Hayatta sabredilecek yerlerde sabredenlere, Allahu teâlâ hadsiz hesapsız sevap ve mükâfat va'd buyurmuştur. Bir insa­nın hiddetine mağlûp olmaması, birlikte yaşadığı kimselerin bazı kusur ve kabahatlerini hoş görmesi,-günâh olan şeylere dönüp bakmaması, onların vereceği geçici lezzetlere aklanma­ması sabır olduğu gibi, ilim ve fazilet yolunda, memleket uğ­runda, rahatını, uykusunu, malını ve hattâ icâbında canını feda edivermek de sabırdır. Allah'tan gelen ve define çâre ol­mayan felâketler, hastalıklar ve kazalar vardır. Onlara taham­mül etmek ve o gibi hallerde eline, diline sahip olmak, bağı­rıp, çağırmamak, yakasını paçasını yırtmamak, başını, göğ­sünü dövmemek, rast geldiğine dert yanmamak ve hattâ yüzü­nü bile ekşitmemeğe gayret etmek de sabırdır. Hak'tan kuluna musibet gelir. Hiç şüphe yok ki; ecri de beraber gelir. Sabre­derse o ecri alır, edemezse musibet birken iki olur. Biri musi­betin kendisi, öteki de kaçırmış olduğu ücrettir. Halbuki Hak'tan gelen ücreti kaybetmek, musibetin bizzat kendisin­den daha ağırdır. [1600]

 

[1592] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 354. Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 263.

[1593] Kehf: 18/28

[1594] Hûd: 11/103

[1595] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 354-355.

[1596] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 263.

[1597] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 263-264.

[1598] Hadîs-i şerîf meali.

[1599] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 264-265

[1600] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 266-270.