Ez Zahir İsmi
Varlığını ve birliğini belgeleyen pek çok delilin bulunması açısından aşikar[1320]
"Sen. varlığını ve birliğini belgeleyen pek çok delilin bulunması yönüyle aşikarsın. Senin üstünde hiçbir şey yoktur."
Lügatta, açık ve aşikar, bir şeye nail ve muttali olmak, manasına gelen ez-Zahir, Allah'ın varlığını gösteren pek çok delil olması hasebiyle aşikar demektir. O, üzerinde delillerinin olması itibarıyla aşikardır. Fiillerindeki deliller sebebiyle onun varlığını inkar mümkün değildir. O insanı hayrete düşürecek derecede delil bulunması itibarıyla, varlığına delalet eden kesin, kati deliller bulunması itibarıyla, onun rububiyyetine delalet eden alametler bulunması ve vahdaniyetini gösteren deliller bulunması itibarıyla zahirdir.
"Ez-Zahir"in bir manası da yegâne galibdir. Cenab-ı Hakk'ın şu sözü buna delalet etmektedir;
"Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler." [1321]
Buradaki "zahirin" kelimesi "galip geldiler" manasındadır.
Osman (r.a.) Peygamber (s.a.v.)'e "Göklerin ve yerin anahtarları (mutlak hükümranlığı) O'nundur." [1322] ayetinin tefsirini sordu.
Peygamber (s.a.v.);
"Bunun tefsirini hiç kimse bana sormadı. Allah'tan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür, bütün noksanlıklardan münezzehtir, hamd O'na mahsustur. Allah'tan mağfiret istiyorum. Allah'ın güç ve kudretinin üstünde hiçbir şey yoktur, Allah başlangıcı olmayan ilk, sonu olmayan, varlığına dair pek çok delil bulunması itibarıyla aşikar, mahiyetinin bilinmesi açısından gizli, hayır O'nun kudretinde, O, öldüren ve diriltendir. O'nun her şeye gücü yeter" buyurdu. [1323]
Allahu teâlâ'nın varlığı her şeyden aşikârdır. Gözümüzün gördüğü her manzara, kulağımızın işittiği her nağme, elimizin tuttuğu, dilimizin tattığı her şey, fikirlerimizin üzerinde çalıştığı her ma'nâ, hâsılı gerek içimizde gerek dışımızda şimdiye kadar anlayıp sezebildiğimiz her şey, O'nun varlığına, birliğine, sıfât-ı kemâliyesine şahittir. Çünkü bütün bunları yaratan ve yaşatan ancak O'dur. Hiç bir şey yoktur ki, gerek varlığa çıkarken, gerek varlıkta dururken, her lâhza O'nun varlığını isbat etmiş olmasın... Her şey hal diliyle şunu söylemektedir: "Ben hiçim, beni var eden, tutan, görüp gözeten, Allah'tır ve ben her an O'na muhtacım, bende görülen kuvvetlerin, kıymetlerin hepsi O'nun bir emâneti, bir lûtfu ve ihsanıdır." Bu umûmî şehâdet, Allah'ın varlığını ve sıfat-ı kemaliyesini en müsbet, en aşikâr bir hakikat hâline getirmiştir. Bundan başka bütün peygamberler, bütün temiz ruhlu din adamları, ömrünü ilim ve hikmete vermiş irfan âşıkları, bu hakikati isbat için söylenmedik delil bırakmadılar. Buna rağmen dünyâ yüzünde Allahu teâlâ'yı inkâr eden birçok insanlar görülmektedir. Buna nasipsizlik demekten başka bir şey söylenemez. [1324]
Bir Temsil
Bu tıpkı şuna benzer ki, bir takım insanlar gezip eğlenmek üzere şehir civarında bir çiftliğe gidiyorlar. Çiftlik sahibi, bunları kabul ediyor, onlara çay, kahve ikram etmekle beraber, çiftliğin muhtelif kısımlarını gezdiriyor. Bağlar kısmı, meyvalı ağaçlar kısmı, çiçekler kısmı, hayvanât ahırları, arı kovanları, kümesler ve kümes hayvanları ve daha birçok yerleri dolaşarak, nihayet çiftliğin saf hava, bol ziya, tatlı çiçek kokularıyle dolu salonunda istirahata geçiliyor. Daha sonra, bembeyaz sofra takımları üzerinde, çiftlikte yetişen taze, temiz gıda maddelerinden hazırlanmış nefis yemeklerle ağırlandıktan sonra oradan ayrılıyorlar.
Şimdi çiftlik ziyaretçilerinin bu gezintiye âit intihalarını dinlediğimiz zaman, onlardan herbirinin idrâk, zekâ, dikkat, ulviyeti takdir, intizâma hayranlık ve daha bunlar gibi, insanlığa mahsus vasıflarda derecelerini anlamış, daha doğrusu insanlık bakımından herbirinin kıymetini ta'yin etmiş oluruz. Çünkü çiftlikteki her şeyin durumu, tertibi bir aynadır. Bu aynadan çiftlik sahibinin aklı, tedbiri, serveti, anlayışı görülür ve bu görüş kabiliyeti herkeste bir değildir. Bununla beraber birbirinden az veya çok farklı da olsa, yine insan olanın bu çiftlik dolayısiyle çiftlik sahibi hakkında bir fikir edinmiş olması lâzım gelir, işte ziyaretçilerden herbiri kendi görüş ve anlayışı nisbetinde bu husustaki hayranlıklarını açıklarken, içlerinden birisi de yalnız yediği yemeklerle tatlıların listesini saymış ve bunlardan başka birşey anlamadığını söylemiş olsa, acaba bunun adı nedir?
Sonra bu dünyâya gelip gitmenin bir çiftlik gezintisi kadar da mı ehemmiyeti yoktur? Eğer varsa, o halde milyarlarca esrar hazîneleri taşıyan, her zerresinde gizlenmiş sayılmaz, sonu gelmez hikmetlerle akıl ve basiret sahiplerini hayretten hayrete düşüren bu kadar eşyanın şehâdetiyle, akıl ve idrak önünde, varlığı güneşten daha parlak olarak tecellî edip dururken, onu inkâr edenler, hayâtı ve hayâtın gayesini, yalnız hayvanı zevklerin tamamlanmasından ibarettir zannedenlerdir. Peki bunlar nedir? [1325]
Kula Gereken Şey:
Varlığına ve birliğine her zerrenin şahadet ettiği Allahu teâlâ'yi inkâr edenlere katılıp da, dünyâsını, anketini harap etmekten sakınmak; bilâkis O'na îmân ederek, hudutsuz lûtf ve kereminden faydalanmaktır. [1326]
[1320] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 298. Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 76.
[1321] Saf: 61/14
[1322] Zümer: 39/63
[1323] Prof. İzzeddin Cemel, El-Esmaü’l-Hüsna, Ravza Yayınları: 298-299.
[1324] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 190-191.
[1325] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 191-192.
[1326] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 192.