Her ne kadar suç olgusu, insanların zihninde hukukun bir alanı ve böyle olduğu için de sanki sadece devletin adli ve kolluk hizmetleri içinde anlamına bulan bir olgu gibi algılansa da sebepleri ve
sonuçlarıyla sosyolojik bir olgudur. Toplumsal bütünlüğü ve işleyişi sağlayan yasaların çiğnenmesiyle ortaya çıkan ve cezai bir yaptırımı olan suç olgusu (Oktik, 2013), çok yönlü, çok çeşitli, çok kapsamlı ve insanlık tarihi kadar eski olmakla birlikte farklı toplumlarda farklı şekillerde ortaya çıkan bir olgudur ve daha çok modernleşmeyle toplumların ve devletlerin bir sorunu haline gelmiştir. Suç kavramı daha çok hukukla ilgili olmakla birlikte psikolojik, ekonomik ve sosyolojik yönleri bulunmaktadır. Farklı disiplinlerin ilgi alanına giren suç olgusunun çeşitli boyut ve problemleri ile ilgili birçok teori ve yaklaşım ortaya konulmuştur. Suçun önemli toplumsal sorunlardan biri olarak kabul edilmesi, bu disiplinler içinde konunun sosyolojik açıdan daha fazla ele alınmasının önemli bir nedenidir (Heidensohn, 1989, akt. Güllü, 2014).

Suç olgusunun sosyolojinin önemli araştırma konularından biri olmasının diğer sebebi ise topluma olan etkileri ve maliyetidir. “Suçun yol açtığı zararlar aslında oldukça fazladır. Bu zararlar suçun doğrudan sebep olduğu maddi-manevi hasarlardan başlar ve direkt olarak mağdurun, sonra dolaylı olarak yakınlarının ve tüm toplumun kayıplarına kadar uzanmaktadır. Ceza adalet sistemi de hesaba katıldığında basit bir suç sonrasında bile toplum açısından büyük bir maliyetin oluştuğu görülmektedir” (Dolu, Uludağ ve Doğutaş, 2010, s.61). Bunlara ek olarak, adli soruşturma Kovuşturma sürecindeki kolluk ve mahkeme masrafları ile ceza ve ıslah sistemlerinin neden olduğu diğer masraflar suçun ekonomik boyutunu oluşturmaktadır.

Bilindiği üzere suç, günümüz toplumunda güvenli, huzurlu yaşamın ve toplumsal bütünleşmenin karşısındaki en büyük tehlikelerden biridir. Bunun yanında suçun kurbanları sürekli olarak bir travma yaşayabilmekte ve bu travmanın olumsuz etkileri bireylerin iyi oluş hallerini uzun yıllar etkilemektedir. Suç, henüz suçun kurbanı olmamış insanların bile sürekli olarak güvensiz bir çevrede olduklarını hissetmelerine sebep olmaktadır. Bu da bireylerin huzurlu yaşam algıları üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Yüksek suç oranları insanların, suç mağduru olma korkusundan dolayı birçok etkinlikten uzak durmalarıyla sonuçlanmaktadır. Örneğin yaşlı bireyler ve kadınlar hissedilen korkudan dolayı dışarıya çıkma faaliyetleri azalırken toplumda güçsüz olan diğer bireyler de kendilerini güvensiz, huzursuz ve kaygılı hissedebilmektedirler. Suç korkusu insanların hem kendileri hem de sevdikleri için duydukları bir korkudur.

Uzun yıllardır birçok çalışmanın odak noktasını oluşturan suç korkusunun doğası, nedenleri ve sonuçları tartışılmaya devam edilmektedir. 1960’lı yıllardan itibaren suç korkusu kavramının içeriğini tanımlamakla ilgili girişimlerde bulunulmuştur, 2017). Araştırmalarda suç korkusu genellikle “bireyin suç veya suçla ilişkilendirdiği sembollere karşı geliştirdiği duygusal tepki” veya “bireyin tahmin ettiği veya farkında olduğu tehlikenin doğurduğu tetikte olma duygusu” olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla suçun ortaya çıkması kadar yarattığı korku da önemlidir ve suçun önlenmesi bu korkuyu da ortada kaldıracaktır.