Küçüklerin Nişanlanması ve Hukuki Geçerlilik Şartları
Türk hukukunda nişanlanma yalnızca sosyal bir gelenek değil, aynı zamanda hukuki sonuçlar doğurabilen bir aile hukuku kurumudur. Türk Medeni Kanunu’nun 118. maddesi nişanlanmayı şu şekilde düzenlemektedir: “Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.”
Bu hüküm uyarınca nişanlanma, tarafların ileride evlenme iradelerini karşılıklı olarak açıklamalarıyla kurulan bir hukuki ilişkidir. Nişanlılık evlilik değildir; ancak taraflar arasında belirli bir güven ilişkisi doğurur ve kanun bazı durumlarda bu ilişkiye hukuki sonuçlar bağlamaktadır.
Küçüklerin Nişanlanması
18 yaşından küçük kişilerin nişanlanması konusu Türk Medeni Kanunu’nun 118. maddesinin ikinci fıkrasında açık şekilde düzenlenmiştir: “Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.” Bu hüküm nişanlanma bakımından iki temel şart ortaya koymaktadır: kişinin ayırt etme gücüne sahip olması ve küçükler bakımından yasal temsilcinin rızasının bulunması.
Türk Medeni Kanunu’nun 13. maddesi ise ayırt etme gücünü şu şekilde tanımlamaktadır: “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.'' Dolayısıyla ayırt etme gücüne sahip olmayan bir küçüğün yaptığı nişanlanma hukuken geçerli değildir. Ayırt etme gücüne sahip küçüklerin nişanlanması ise yasal temsilcilerinin rızasına bağlıdır.
Türk Medeni Kanunu’nda evlenme yaşı açık şekilde düzenlenmiş olmasına rağmen nişanlanma bakımından ayrıca belirlenmiş bir asgari yaş sınırı öngörülmemiştir. Kanun koyucu bu konuda yaş şartı getirmek yerine, nişanlanmanın geçerliliğini ayırt etme gücü ve küçükler bakımından yasal temsilcinin rızası şartına bağlamıştır.
Hangi Durumlarda Küçüklerin Nişanlanması Geçerli Sayılmaktadır?
Küçüklerin nişanlanmasının hukuken geçerli kabul edilebilmesi için iki şart birlikte bulunmalıdır: küçük kişinin ayırt etme gücüne sahip olması ve yasal temsilcinin rızasının bulunması. Bu rıza çoğu zaman anne ve babanın onayı şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Bu şartların sağlanması halinde küçükler arasında kurulan nişanlılık ilişkisi hukuken geçerli sayılır ve nişanlılık ilişkisinin sona ermesi halinde Türk Medeni Kanunu’nun nişanlılığa bağladığı hukuki sonuçlar gündeme gelebilmektedir.
Aile Rızası Olmadan Yapılan Nişanlanma
Uygulamada küçüklerin ailelerinden gizli şekilde nişanlanmaları da zaman zaman karşılaşılan bir durumdur. Türk Medeni Kanunu’nun 118. maddesi gereği yasal temsilcinin rızası bulunmayan nişanlanma kural olarak hukuken geçerli kabul edilmemektedir. Ancak bazı durumlarda ailelerin sonradan bu ilişkiye rıza göstermesi söz konusu olabilir. Böyle durumlarda nişanlılık ilişkisinin hukuki durumu somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmektedir.
Aile rızası olmadan yapılan nişanlanmaların hukuki sonucu, sonradan verilen rızanın etkisi ve bu tür durumlarda tarafların hangi hukuki yollara başvurabileceği konusu ayrı bir değerlendirme gerektirdiğinden bu mesele “Aile Rızası Olmadan Yapılan Nişanlanmanın Hukuki Geçerliliği” başlıklı yazımızda ayrıca ele alınmaktadır.
Nişanlılık İlişkisinin Sona Ermesi Halinde Doğabilecek Sonuçlar
Nişanlılık ilişkisinin sona ermesi halinde taraflar arasında bazı hukuki talepler gündeme gelebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 120. maddesi nişanın haklı bir sebep olmaksızın bozulması halinde maddi tazminat talebini düzenlemektedir. 121. madde manevi tazminat talebine, 122. madde ise nişan hediyelerinin iadesine ilişkin hükümler içermektedir.
Bu nedenle hukuken geçerli kabul edilen bir nişanlılık ilişkisinin sona ermesi halinde taraflar arasında tazminat talepleri veya nişan hediyelerinin iadesine ilişkin uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir.
Sonuç Olarak;
Türk Medeni Kanunu küçüklerin nişanlanmasını tamamen yasaklamamış, ancak bu ilişkiyi belirli şartlara bağlamıştır. Buna göre ayırt etme gücüne sahip olmayan küçükler nişanlanamaz. Ayırt etme gücüne sahip küçüklerin nişanlanması ise ancak yasal temsilcilerinin rızasıyla mümkündür. Yasal temsilci rızası bulunmadan yapılan nişanlanmalar kural olarak hukuken geçerli kabul edilmemektedir.
Kanaatimizce uygulamada yapılan birçok nişan töreni yalnızca sosyal bir gelenek olarak görülmekte ve bu ilişkinin hukuki sonuçları çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Oysa nişanlılık ilişkisi, özellikle sona ermesi halinde maddi ve manevi tazminat taleplerine veya nişan hediyelerinin iadesine ilişkin uyuşmazlıklara yol açabilen hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle küçüklerin nişanlanması gibi durumlarda yalnızca geleneksel uygulamalar değil, kanunun öngördüğü hukuki şartlar ve sonuçlar da dikkate alınmalıdır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Nişanlılık ilişkisine ilişkin uyuşmazlıklarda somut olayın özellikleri farklı hukuki sonuçlar doğurabileceğinden profesyonel hukuki destek alınması hak kaybı yaşanmaması açısından önem taşımaktadır.